24 Nisan 2017 Pazartesi

Ortaya Konuşuyorum

İllustratör-Thomke Meyer

Bu yazıda bir kitaptan, filmden ya da entelektüel bir hobiden bahsetmeyeceğim. Tamamen iç sıkıntısı. Blogum kişisel blog çizgisinde değil belki, ama bu blogun ardında bir android yok. Yani evet bazen android veya bir robot gibi hissiz davranabiliyorum. Veya duygularımı saklamak konusunda o levelda bir başarım var. Her ayın belli dönemlerinde zaten duygusallaşıyorum. Bu kadarcık duygusallaşmak bile bana ağır geliyor gerçi. Bilimsel bir eğitimden geçmek belki beni bu hale getirdi. Belki de duygusal olmanın acı veren bir şey olduğuna karar verdim. Ya da bir kadının duygusal olma zorunluluğundan bıkmışımdır belki. Ne kadar belirsiz konuşuyorsun diyorlar. Çevremdekiler hep böyle söylüyorlar. Tam olarak anlayamıyoruz, ne diyorsun diyorlar. Ben kitapları puanlamaktan nefret ederdim. Hala da tam alışamadım. Neden puanlamaya başladım ki? Sanırım şeydi evet, sürekli şöyle diyorlardı. Kitabı sevip sevmediğini anlamadık? Eh ne önemi var ki sanki. Herkes kendi deneyimini yaşar. Herkesin okuduklarından anladığı şeyler bile kendi düşünce, bilgi, birikim ve duygularına göre değişir. Her neyse insanlar pratik olmayı seviyorlar. Upuzun bir yazıyı okumak yerine tak puana bakıyorlar. Bu blog açılış amacından biraz saptı. Ben aslında her şey hakkında konuşmak istiyordum. Kitap blogu oldum resmen. Üstteki türleri falan kaldırırım belki, kategorileri. Belki de kaldırmam. Çünkü belli bir alanım var ve onun dışına çıktığımda rahatsızlık hissediyorum. Geçen birinin bloguna denk geldim. Ölmüş birinin. Oturdum, düşündüm. Hiç tanımadığım biri için üzüldüm. Öleceğimizi bile bile çabalamak hala bana tuhaf geliyor.