1 Mart 2017 Çarşamba

Paris'te Bir Akşam | Kitap Yorumu

Alain Bonnard Paris'te küçük ve eski bir sinema sahibidir. Aynı zamanda eskiyi seven, nostaljik biridir. Sinemasında popüler filmleri değil de eski filmleri oynatan, patlamış mısır ve kola bulundurmayan biri. 

Alain sinemasında insanların hayal dünyasına hitap eden ve onlara bir şeyler katan filmleri oynatmayı tercih etmektedir. Her çarşamba, sinemasına gelip 17. sıraya oturan Kırmızı Mantolu Kadın'a aşık olduğunu fark eder. Bir gün bu kadını yemeğe davet eder. Bu sırada inanılmaz bir olay daha olur. Ünlü yönetmen Allan Wood (Woody mi Allen, bence evet :-D) Allain'ın sinemasını bir film çekimi için kullanmak ister. Ünlü oyuncu Solene ile tanışan Alain bir anda kırmızı mantolu sevdiceğinin ortadan kaybolduğunu fark eder. Onu bulamamaktadır çünkü ne telefonunu istemiştir ne de soyadını bilmektedir. Kırmızı mantolu kadın söz verdiği gibi de yapmaz, Alain'i görmeye gelmez. Acaba bu durumun Solene ve Allan Wood ile bir ilgisi var mıdır ?
Bu kitabı tesadüfen buldum. Öylesine okumaya başladım. En çok sevdiğim kitap okuma tarzı da bu. Bir anda karar verilen, plansız okumalar. Hatta kitabın konusunu bile bilmeden yapılan okumalar.

Alain baş kahramanımız. Kendisi çekingen, nostaljik, romantik, melankolik bir insan. Ben Alain'in tüm bu özelliklerini çok sevdim. Kitapta bir çok film önerisi var. Alain'in sinemasında oynattığı filmler, bizzat sevdiği filmler...Eskiyi sevenlere hitap edecek bir kitap. Tabii ki bu kitabı Paris'in büyüsüne kapılmadan okumak imkansız. 

Kitaptaki her karakter bir ünlüyü temsil ediyor. Alain Alain Delon'u, Allan Wood Woody Allen'ı gibi. Kitap bir Woody Allen filmi gibi. O atmosferi size hissettiriyor. 

Alain'in Kırmızı mantolu kadını arayışı, çaresizliği, tüm o çabaları... Sevgiye değer veren ve  sevgi için çabalayan bir roman karakteri görmek hoşuma gitti. Kitabın beğenmediğim yönü ikisinin birbirine çok çabuk aşık olması. Birbirini yeterince tanımadan bir sevginin gelişebileceğini düşünmüyorum. 

Bu kitap modern bir eski kafalılığın ürünü. Ciddi anlamda bir aşk romanı değil, olsa zaten okuyamazdım. Yani kitapta vıcık vıcık bir aşk yok. Eskiyi sevenler, Woody Allen filmleri sevenler, filmleri sevenler Paris'te Bir Akşam'ı sevecektir.

Puanım:
Alıntılar:

Size biraz çekingen bir tip olduğumdan bahsetmiş miydim ? Hemen şunu da söylemeliyim, çekingen olmam sıkıcı biri olduğum anlamına gelmiyor. Tam tersine; iç dünyam çok zengindir ve hayal dünyam çok renklidir.

Bazen mutlu oluyorum ama bu çok sık olmuyor. Yaşlandıkça mutluluğun bir dizi ayrı ve güzel andan ibaret olduğunu anlamaya başladığın zamanlar geliyor. Sonradan hatırladığın güzel zamanlar...

Gözleri aniden parladı ve dudaklarında düşünceli bir gülümseme belirdi. Sanırım ona tam da o anda aşık olmuştum.

Evet, maceraperest değilsin ama hiç önemi yok. En çok sevdiğim yanın da bu zaten; hassaslığın ve çekingenliğin. Bu dünya yalnızca aceleci ve korkusuzlara, gürültücü ve tuttuğunu koparanlara ait değil. Sessiz, çekingen, hayalci ve alışılmadık insanlara da yer var. Onlar olmasaydı bize hayal gücümüzün çalışacağı bir alan sağlayan farklılıklar, açık mavi sulu boya tonları, söylenmemiş sözler olmazdı.

Her şey eşzamanlı olur, iyi şeyler ve kötü şeyler. Birbirleriyle ilgili olmaları gerekmez. Dünya böyle.

Yağan yağmurla birlikte sanki bütün şehrin hüznü üzerime yağıyordu ama yağmur sadece yağmurdu, hayatıma yön verecek bir şey değildi. Havayı umursamıyordum. Mutsuzken mavi bir gökyüzü kimin umurunda olurdu ki ?



4 yorum:

  1. Demi zamansız okumalar daha güzel oluyor liste yapınca kasılıyorum ben,kitabın ismi de çok güzel ilgi çekici de bir konusu var belki bir gün bende denk gelir okurum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O yüzden okuma etkinliklerine katılmıyorum, sanki sırtıma bir yük yükleniyor :-)

      Sil
  2. Ani kararlar iyidir bazen pişmanlık yaratsa da :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kişisel hayatımda ani karar insanı değilimdir ama kitaplar konusunda öyleyim :-)

      Sil

Link içeren yorumlar onaylanmayacaktır.