9 Mart 2016 Çarşamba

Stranger Than Fiction ( Lütfen Beni Öldürme) | Film Yorumu

Hayatınızın kurgu olduğunu ve bir romanın baş kahramanı olduğunuzu fark etseydiniz ne yapardınız ?
Harold işi gereği sayılarla uğraşan ve sayılarla ilgili takıntısı olan oldukça düzenli bir adamdır. Hayatındaki her şeyin sayısı vardır. Evden otobüse kadar yürüdüğü adım sayısı bellidir. Üst ve alt dişlerini kaç defa fırçalayacağı da. Hayatının her günü aynı şeyleri yapar. Harold Çarşamba günü bir kadın sesi duymaya başlar. Bu kadın onun hayatını anlatmaktadır. Etrafta insanlara sorduğunda kimsenin bir ses duymadığını fark eder. Soluğu psikiyatride alır.





Yapıştır ilacı psikiyatrist abla zaten başka ne yaparsın?
Psikolojik sorunu olan insanların toplumda kabulü bambaşka bir konu. Buradan sayfalarca yazı yazabilirim. Toplum neden bu insanları değiştirmeye çalışır,onları da sürüye katmak için uğraşır. Bizi biz yapan farklılıklarımız değil midir? Bu insanlar belki çok yaratıcıdır, belki çok zekidir, belki de hiçbiri değildir. Ama neden kendileri olmalarına izin verilmez ?
Neyse konumuza dönelim.
İlacı reddeden Harold soluğu bir edebiyatçıda alır.
Başına gelenleri anlatır ve yardım ister. Bu arada Harold işi gereği, vergi borcunu ödemeyen Ana adında bir kadınla tanışır. Birbirlerine aşık olurlar. Bir gün duyduğu kadın sesi Harold'ın öleceğinden bahseder. Harold duyduğu sesin sahibi yazar kadını televizyonda görür ve onu bulmak için elinden geleni yapar.

 Filmin başlarında Harold'ın kurgusal bir karakter olduğunu anladığımda, kurguların yazarlar tarafından bir şekilde hissedilerek yazıldığının ifade edildiğini düşünmüştüm. Çünkü her yazar bir kurgu oluştururken o kahramanlarla hayatını paylaşıyor, o kahramanlar yazarla yaşıyor, o zaman bir süreliğine gerçekler. Daha sonra insanlar bu kurguyu okuyorlar, o insanlarla da karakterler bir müddet yaşıyor, hatta bazen okumadıkları süre zarfında da insanların akıllarına bu karakterler gelip onu düşünüyorlarsa o zaman yine kahraman yaşıyor demek değil midir ? Bu çok detay bir düşünce sanırım, filmde asıl anlatılmak istenen hayatımızın kurgusu. Kaderimizin değişip değişemeyeceği, eğer nasıl öleceğimizi bilseydik ne yapardık, yarın öleceğimizi bilseydik bugün neler yapardık gibi sorulara cevap aramak. Yazara ulaşmak ve yazara ulaştığımızda bize acıyıp acımayacağı. 
Harold'ın nasıl öleceğini öğrendiğinde hissettiği o çaresizlik, üzüntüleri, ölmek istemeyişi.. Bana hep insanoğlunun kendi çaresizliğini hatırlattı. Öleceğimizi bildiğimiz halde verdiğimiz yaşam mücadelesi.


Ve ölüm nedeni. Sizi ölümsüz kılacak şatafatlı kitap cümleleriyle edebi bir şekilde mi ölmeyi tercih ederdiniz, yoksa sıradan bir kalp krizinden ölmeyi mi?

Son olarak en ulaşılmaz hayaliniz nedir?
Kendinizden başka kimseye söz etmediğiniz, yapamayacağınızı düşündüğünüz ya da bir şekilde gerçekleştiremediğiniz ama hep istediğiniz...
Harold'ınki gitar kursuna gitmek.
Sanırım benimki kitap yazmak. Kimseye söylemediğim en ulaşılmaz hayalim.


4 yorum:

  1. Çok ilginç bir konusu varmış, meraklandım :D Not alıyorum, izleyeceğim kısa zamanda :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet konusu farklı, filmdeki müzikleri konusundan daha fazla sevdim. İzleyince düşüncelerini bizimle paylaşırsın umarım :)

      Sil
  2. Duymuştum ama izlememiştim. Şimdi tekrar aklıma geldi. :)

    Neyse ben de beklerim Kafa'ya, sevgiler... :)

    YanıtlaSil

Link içeren yorumlar onaylanmayacaktır.