9 Haziran 2016 Perşembe

Frankenstein ya da Modern Prometheus | Kitap Yorumu

Victor'un öğrenme açlığı ve hayatın bir sonunun olmaması gerektiğine olan inancı sonucunda ortaya çıkan bir korku kahramanı ''Frankenstein''.

Bu kitabın bir teması olsun ne olsun deseler intikam derim. Çünkü bu kitabı okurken hissettiğim en güçlü duygu intikamdı. Victor ve Frankenstein'ın birbirlerine karşı duydukları intikam duygusu. Victor, Frankenstein'ı yaratırken çok güzel duygulara ve büyük hayallere sahipti. Mezarları açtı, ölülerin kimsenin bilmemesi gereken - ölümden sonra dediğimiz- o gizli hayatlarına dokundu. Gizli hayatla anlatmak istediğim kimsenin sevdiklerini o noktadan sonra görmek istemediği bölüm. Çürümüş ve kurtlarla dolu, yok olmaya yüz tutmuş bedenler. Victor tüm bunlara tanık oldu, ölü bedenler çaldı. Victor sonunda bir varlığa can verdiğinde, bu işi yaparken duyduğu öğrenme açlığı ve başarma isteği yerini yarattığı varlığa karşı duyduğu tiksinmeye bıraktı. 


Evet, kendi yarattığı varlıktan iğrendi. Kendi Tanrısı tarafından lanetlenen, sevilmeyen, kabul görmeyen Frankenstein kendine sokaklarda bir hayat kurdu. Başlarda insanlara karşı güzel duygular besleyen, sevmek, sevilmek ihtiyacı duyan Frankenstein gün geçtikçe o güzel duygular beslediği ''güzel görünümlü'' insanların kendini dışlayışına tanık oldu. Kendi çirkinliğine ve yaratıcısına lanet etti. Ve ondan intikam almaya karar verdi. Birçok cinayet işledi, yaratıcısının sevdiklerini öldürdü. Yaratıcısı da ona karşı güçlü bir intikam ateşiyle tutuştuğunda ikilinin arasında büyük bir kovalamaca başladı. Kazananın olmadığı bu büyük kovalamacayı heyecanla okudum.


Düşüncelerime gelirsem:
 Frankenstein'nın şeytanı Victor'un da Tanrıyı temsil ettiğini düşünüyorum. O izlenim bende çok fazla oluştu. Frankenstein da kendini cennetten kovulan şeytan gibi tanımlıyor fakat şeytanın bile yandaşları olduğunu belirtiyor. Dünyayı ve insanları tanımadan önce onlara koşulsuz bir sevgi duyduğunu görüyoruz. Sahiden hepimiz böyle değil miydik, ilk başta herkese koşulsuz bir sevgiyle yaklaşmadık mı, sonra yaşadıklarımız ve deneyimlerimiz , çevreden aldığımız tepkiler bizim davranışlarımızı ve nasıl bir insan olacağımızı neleri seveceğimizi, nelerden nefret edeceğimizi belirlemedi mi ?

 Kitapta ufak bir ırkçılık sezdim. Hoş değildi, fakat kitabın genel konusu, yazım tarzının güzelliği yanında ufak bir leke olarak kaldı. Ve kitabı beğenme isteğime engel olamadı.

Puanım:




0 yorum :

Yorum Gönder