27 Haziran 2017 Salı

Herkese Selam, Blogger'a Hasret !


Herkese merhaba. Dünyanın en saçma başlığını atmış olabilirim. Fakat aklıma bir anda geldi evreka oldum ve yazdım. Bir ortalıkta görünmeme döneminden daha alnımın akıyla çıkmış bulunuyorum. Bu aralar okuma hevesim pek yok. Yaklaşık üç kitap elimde süründüğü için bitmek de bilmedikleri için öyle duruyorum :-D Elimde sürünen kitapların isimleri de şöyle: Karahindiba Şarabı. Bu bayağıdır sürünüyor. Aslında çok güzel bir çocukluk hikayesi. Yaşlılık, zaman, ölüm, çocukluk gibi hayata dair birçok konuda insanı düşündürüyor. Fakat bayağı yavaş ilerliyor maalesef. Devam etmek istiyorum ama okuma hızımı bitirdi bu kitap. Diğer bir kitap Çıplak Maymun. Bu kitap bayağı akıyor aslında. Ama bunu okurken İlber Ortaylı'nın bir kitabına başladım. Bir yandan insan çıplak bir maymun mudur sorunsalı, bir yandan da Türklerin orta asya'ya gelişi. İkisi bir arada bir tuhaf oluyor açıkçası :-D Okuduğum klasiklerin yorumunu da yazasım pek gelmiyor. Ne bileyim sanattan pek anlamadığım için hep ''ya bir şeyleri kaçırmışsam, aslında şöyle demek istiyorsa'' gibi bir soru işareti oluşuyor kafamda. Tam hakkını veremeyince de yazasım gelmiyor. Öyle işte iki arada bir deredeyim. Tatil dönemiyle birlikte hepinizin bol bol okuduğunu düşünüyorum. Bense bayağı yavaşladım. Görüşmeyeli siz neler yapıyorsunuz, şu sıralar hangi kitabı okuyorsunuz. Benimle paylaşın :-)

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Sis ve Öfke Sarayı - Sarah J. Maas | Kitap Yorumu

''Sarah J. Maas’ın “Taht Oyunları”nın yazarı George R. R. Martin’le karşılaştırmasına yol açan “Güller ve Dikenler Sarayı” dizisinin ikinci kitabı Sis ve Öfke Sarayı da yine temposu ve heyecanı hiç düşmeyen bir macera vaat ediyor. Bana bakan yüzü tanıyordum. Yüzünden akan sahteliği, umutsuzluğu, çürümüşlüğü tanıyordum.
Hançeri kaldırırken elim titremedi. Kemikli omzunu sıkıca tutup karşımdaki iğrenç yüze baktım – kendi yüzüme. Ve üvez hançeri tam kalbime sapladım.
Feyre, Amarantha’dan kurtulup Bahar Sarayı’na dönebildi ama bunun bedeli yüksek oldu. Her ne kadar artık Ulu Peri güçlerine sahip olsa da hâlâ bir insanın kalbini taşıyor ve Tamlin’in halkını kurtarmak için yapmak zorunda kaldıklarını unutamıyor. Gece Sarayı’nın Yüce Lordu Rhysand’la yaptığı anlaşmayı da unutmadı. Tüm bunların ortasında Feyre, iktidar çatışmaları ve tutku oyunlarının baş döndürücü hızında yapması gerekeni yapıyor.''


Sis ve Öfke Sarayı Dikenler ve Güller Sarayı'nın ikinci kitabı. İlk kitapta atılan düğümlerin bir kısmı bu kitapta çözülüyor. 

İlk kitaba göre daha yavaş ilerledi. Beklediğim tüm olaylar kitabın sonunda gerçekleşti. Tüm kitap boyunca Feyre ve Rhysand arasındaki ilişkiyi okuduk. Asıl gerçekleşmesi gereken olaylar kitabın son 50 sayfasına bırakılmış. Bu da bir pazarlama tekniği sanırım. Açıkçası Rhysand ve Feyre arasındaki ilişkiyi sevdim diyebilirim. Atışmalar falan iyiydi, fakat bir noktadan sonra cinsellik baymaya başladı. Cidden kendi adıma abartılmış sahneleri okumaktan sıkıldım. Çünkü ben bu kitabı fantastik kategorisinde diye okuyordum. 

Tamlin karakterini zaten hiç sevmemiştim. Her zaman dediğim gibi favori karakterim Lucien. Fakat bu kitapta son bölümler hariç yoktu. Rhysand geldiği anda eğlence başladı zaten. ''Hello Feyre Darling'' 

Rhysand ve Feyre arasındaki durum aslında ilk kitaptan belliymiş. Yani nasıl desem dikkat spoiler başlangıcı şu eşlik ilişkisi ve Rhysand'ın önceden bunu biliyor oluşu. Bu kısımlarda bayağı şok geçirdim. Aslında Feyre'yi ilk gördüğü andan beri rüyalarında gördüğü kadını bulduğunu biliyordu. Spoiler Sonu Bu kısımlar benim gibi bir odun için bile etkileyiciydi. 

Feyre'nin bir anda yaşadığı büyük değişim, düşünceleri, kararları ve duygularının değişimi gerçekten çok ani oldu ve ben dahil birçok kişiyi rahatsız etti. İlk kitap kadar heyecanlı bir kitap değildi. Ama sırf Rhysand ve Feyre arasındaki atışmalar için bile okunabilir. Yazar bir şekilde kitabı okutmayı beceriyor, kitap öyle bir yerde bitti ki, devamını okumalıyım. Muhtemelen 3.kitabı ingilizce okumaya çalışacağım :D O zaman yazıyı şöyle sonlandırıyorum.

''To the stars who listen and the dreams that are answered.''

Puanım:

26 Mayıs 2017 Cuma

Eurovision 2017 | Favori Şarkılarım

Eurovision bitti gitti, sevdiğimiz şarkılar yanımıza kar kaldı.

Benim en sevdiğim şarkı İtalya'nın Occidentali's Karma isimli şarkısı. Esprili bir gönderme tarzında, eğlenceli bir şarkıydı. Abimiz de çok sevimli. Birinci olamadı ama, benim gönlümün birincisi :-D Normal şartlar altında indie pop severim zaten.



Diğer bir şarkı Moldova'dan Hey Mamma


İsveç I Can't Go On
Herkes yorumlarda bu adamın medeni halini sormuş :-D

Güney Kıbrıs'tan Gravity

Bulgaristan'dan Beautiful Mess 
Bu çocuk eurovision'un Justin Bieber'ı :-D

Bazen sinirleniyorum kendi kendime. Biz niye eurovision'da yokuz diye. Sonra bakıyorum vikipediye erişim yok ülkede, bize eurovision fazla sanırım. 

Siz eurovisionu izlediniz mi, favori şarkılarınız hangileri ? :-)

25 Mayıs 2017 Perşembe

Beni Seç - Kiera Cass | Kitap Yorumu

'' Bir prens nasıl tavlanır? 

Illéa ülkesinde tüm genç kızlar doğdukları günden beri sınıf atlamanın peşinde. Paha biçilmez mücevherlere, göz alıcı elbiselere ancak bu şekilde sahip olabilecekler. Bunun için tek bir şansları var: SEÇİM. Kıyasıya bir mücadeleyle geçen Seçim'i kazanmanın tek yolu Prens Maxon'ı kendine âşık etmek. 

America içinse Seçim, bir kâbustan farksız. Bu yarışa girmeyi kabul ederse, kendisinden aşağı sınıftan olduğu için herkesten gizlediği aşkı Aspen'i arkasında bırakmak zorunda kalacak. Öte yandan bu, ailesinin tek kurtuluş şansı. America saraya adım atar atmaz, kendini esrarengiz bir dünyanın içinde bulacak. Saray hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmayacak. 

35 kızın katıldığı vahşi bir yarış nasıl kazanılır? ''


Beni Seç bir genç yetişkin distopyası. Konusu biraz sıradan geldi. Karakterleri de pek sevmedim. Sadece Aspen'i sevdim. Prens zaten başlı başına (bana göre) çekilmezdi. Kitabın anlatım tarzında eksik bir şeyler vardı, betimlemeler kötüydü. Ortalıkta bir distopya var ama kast sistemi dışında kendini hissettirmiyor. Bunun dışında çok saçma bulduğum bir kısım var. Ne cimri bir prens, kızların ailelerine gönderdiği paradan kesip açları doyuruyor. Tatlım tatlım diye konuşması da cabası. Kadınların bir erkek için çabalaması fikrini de sevmiyorum. 

Birçok kişiye bu kitabın peri masalı gibi göründüğünün farkındayım. Prensle evlenen kız olmak. Kitabın hayran kitlesinin de farkındayım. Ama hepimiz aynı şeyleri seveceğiz diye bir şey yok.

Beni Seç tahmin ettiğim şekilde ilerledi. Kitabın sanırım tek iyi yanı çabuk okunması. İkinci kitap daha akıcıdır muhtemelen.  Yerden yere vurdum ama 2.kitabı okuyabilirim. İyi kafa dağıttırıyor.

Puanım:
Siz bu kitabı okudunuz mu, kitap hakkında ne düşünüyorsunuz ?

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Son Zamanlarda İzlediklerim #3

Herkese merhaba artık bu yazı blogun bir rutini oldu. Benim hoşuma gidiyor, kısa kısa izlediklerimden bahsetmek. Çünkü bir filmi detaylı anlatacak kadar vakte her zaman sahip olamıyorum. Ve film eleştirmeni gibi de hissetmiyorum kendimi, tüm metaforları fark edecek kadar dikkatli izlemiyorum. Her neyse umarım siz de bu yazı dizisini severek okuyorsunuzdur. Gelelim izlediklerime:

Beauty and the Beast

Konusu neredeyse hepinizin bildiği üzere lanetlenerek canavara dönüşen bir prensin Belle sayesinde lanetten kurtulması. Spoiler (ipucu) mı verdim, yok canım spoiler falan. Bu kadar popüler konunun spoilerı olmaz bence. Belle'ı aslında karakter olarak seviyorum, kitapları çok sevmesi falan hoşuma gidiyor. Sanırım Emma Watson'ı bu aralar samimi bulmuyorum. Filme gelirsek müzikal olması benim için artı bir özellikti. Konudan mı, oyunculardan mı bilmem. İzlerken çok sıkıldım, ileri sara sara izledim. Belki de konuyu bildiğim içindir. Bir de zorunluluktan doğan aşkları sevmemem de etken olabilir. Sonuç olarak filmin çok seveni var, belki siz de onlardan birisiniz. O yüzden izleyip karar verin.

The Circle

Filmin konusu: Mae dünyanın en büyük teknoloji şirketinde iş bulur. Şirkette azmi ve başarısı ile hızla kariyer basamaklarını atlayan Mae, patronu Bailey tarafından kendini halka açmaya teşvik edilir. Yani her dakika sosyal medyada takipçileriyle yaptıklarını paylaşmaya. Örn; günaydın herkese, henüz uyandım ve tuvalete gidiyorum. İşte şu an metro çok kalabalık, evet biri koluyla kafamı yardı, şimdiyse hastanedeyim gibi gibi ( devam ederdim de sıkıntıdan ölmeyin diye bıraktım). Bunları zaten biz bugün check in denen şeyle, swarmla, instagram ile yapıyoruz. Bir nevi yazarın hayali gerçek olmuş. 

Film çıkmadan önce kitabı (Çember) Türkçe'ye çevrilmişti. Maddi olarak sıkışık olduğumdan çok tereddüt etmiştim. Alsam mı, almaya değer mi falan fişman. Neyse sonuçta kitabı okumadan filmi izledim. Ve tek bir kitap var anladığım kadarıyla, devamı falan yok (yanlışsam düzeltin). Film öyle bir yerde bitti ki. Sanki devamı gelecekmiş gibi. 

Film içime sinmedi. Yani Mae onaylamadığı şeyleri kendi yapmaya başladı. Film aslında bir noktaya dikkat çekmeye çalışıyor. Ama bunu sıradan bir şekilde yapıyor. Çarpıcı bir şekilde değil. Mesela bu filmden çok çarpıcı bir son beklerdim. Dikkat spoiler başlangıcı -- Mae arkadaşının başına gelen olaydan sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar o şirkete geri döndü. Bu saçmalığın insanların özel alanlarına saygısızlık olduğunu düşünmedi. --Spoiler Sonu--
Ben insanların açık ve net olmak uğruna özel hayatlarına bu şekilde karışılmasını istemezdim. Bir de bunun etik adı altında gerçekleştirilmesi oldukça ilginç. Filmin sonu da bana bu açıklığın film tarafından gerçekten teşvik edildiğini gösterdi. Sonuçta ilgi çekici ve çarpıcı olabilecek bir konu bana göre ziyan edilmiş.

Good Will Hunting

Bu film Sonsuzluk Teorisi'nin hollywoodvari bir versiyonu. Will Hunting matematik konusunda sivri bir zekaya sahiptir. Fakat eğitim almamıştır ve yetimdir. Bir suçtan dolayı da yargılanmaktadır. Bir gün temizlikçi olarak çalıştığı üniversitedeki bir matematik profesörü panoya bir problem asar. Will'in problemi çözdüğünü gören profesör onun peşini bırakmaz. Ondaki cevheri dışarı çıkarıp, onun hayatta daha iyi (profesörlük temizlikçi olmaktan daha iyi bir iş midir?) bir işe girmesi için çabalar. Fakat Will'in gerçekten istediği şey bu değildir. Robin Williams'ın canlandırdığı psikiyatrist Will'in gerçek isteğini fark etmesini sağlar. Genel olarak sevdiğim bir filmdi. Evet insanlar istediği şey olmalı, bence de bu böyle. Ama bir insanın kendi yeteneklerini bu denli yok sayması bana göre teşvik edilecek bir şey değil. Bu filmin bunu teşvik ettiğini düşünüyorum. 

The Space Between Us

Bu film için çok şirin bir Marslı hikayesi diyebilirim. Başroldeki kız ve oğlanın arasındaki uyum çok hoştu. Tam bir gençlik filmiydi. Pazar günü izlemelik film arayanlara tavsiyem olsun.


Hababam Sınıfı Tatilde

Benim en sevdiğim Hababam Sınıfı filmi. Şunu da buraya bırakayım. Ağladığın duyulmasın, aldırma gönül aldırma diyelim.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...